Alkış

Her sanatçı konser programını yaparken en güzel, en coşkulu parçasını çalmaz veya söylemez. Onu konser bitiminde alacağı alkışlar sonrası sahneye çıkınca dinleyicilerine sunmak ve hafızalarında tatlı bir iz bırakmak için saklar. Sanatçı sahnede heyecan içindedir. Karşısında ayna yoktur. Kendini göremez, hatta tam anlamıyla duyamaz bile. Sahne performansını aldığı alkışlarla değerlendirir. Eğer bis için hazırladığı parçayı söyleyebilecek kadar alkış almışsa o parçanın coşkusu ile içindeki tüm sevinci ve dinleyicilere olan teşekkürünü ortaya döker. Sahneye çıkabilecek kadar bilgi, birikim ve yeteneğe sahip bir sanatçı olabilmek kolay değildir. Sanatçı sahneye çıkabilmek için çok çalışır, çok çaba sarf eder, yıllarını verir; bu dönemde gıdası emeğidir. Çalışır, çalışır, çalışır… Sahneye çıktıktan sonra ise artık en büyük gıdası alkıştır.

Yalnızca sanatçıları değil tüm insanları eğiten, yetiştiren, geliştiren övgüdür, alkıştır.

Bizim çocuklar küçükken odalarını pek dağınık tutarlardı. Anneleri ise dağınıklıkları nedeniyle zaman zaman kızar, onları azarlardı. Sürekli olarak düzenli olmaları için nasihat ederdi. Bir Pazar sabahı eşimin kırgınlığı vardı. Ateşinin düşmesi için bir ilaç verdim ve yataktan çıkmamasını önerdim. Ben kahvaltı hazırlarken çocuklara da odalarını toplamalarını söyledim. Kahvaltı hazır oluncaya kadar her şeyi yerli yerine tam yerleştirememişlerdi ama odaları toparlanmıştı. Anneleri kahvaltıya kalktığında odanın çocuklar tarafından toplandığını öğrendi. Onları alkışladı, teşekkür etti, davranışlarını övdü. Bir sonraki Pazar bizden önce uyanmışlardı ve harıl harıl odalarını topluyorlardı. Bu kez geçen haftadan biraz daha fazla alkışladık. Ondan sonraki haftalar odaları hep toplandı.

Övmek ve alkışlamak bir insanı kendi gözünde yüceltmektir. Sizi başkaları yüceltiyorsa bunun bir anlamı, değeri ve güzelliği vardır. Çok saygın bir olaydır. Ama başkalarından bir alkış gelmeden siz kendinizi abartarak anlatır ve yücelmiş göstermeye çalışırsanız hiçbir yere ulaşamazsınız, sürekli saygınlığınızı yitirirsiniz. Bu durumunuza eğer çevreden bir sıfat ararsanız hemen size gerçek niteliğinizi ifade ederler ve kendini beğenmiş derler. Tüm megalomanlar böyle yetişir. Bilgisi, birikimi ve yetenekleri başkaları tarafından beğenilecek kadar iyi olmayanlar kendilerini övmeye yani övünmeye başlarlar. Övündükçe kendilerine yakıştırdıkları şeylere kendileri de inanırlar. Bir gün bakarsınız, ayakları yerden kesilmiş, “Ben neymişim be abi?” diye dolaşıyorlar. Fakat herkes görür ki, onlar küçük bir megalomandan başka bir şey olamamışlardır.

Her insan başkaları tarafından beğenilmek, övülmek ve alkışlanmak ister. İnsanlardan uzak yaşayan bir kimse kendini mihenk taşına vuramaz. Tek başına kendisi hakkında karar veremez. İnsana özgü değerlerimiz ancak insanlarla birlikte olduğumuz zaman ortaya çıkar. Başka insanlar tarafından fark edilmek, beğenilmek, alkışlanmak bizi mutlu eder. Bir sanatçı alkışlanırsa kendini hedefine ulaşmış sayar. Bir politikacı seçim kazanırsa hedefini yakalar. Başkaları tarafından beğenilen insanların kendilerine olan inanç ve güvenleri artar. Kendilerini daha güçlü hissederler. Başkaları tarafından övülmek, alkışlanmak insanlar için en büyük motivasyon ve teşvik kaynağıdır.

Beğenilmek, alkışlanmak insan için çok önemlidir ama alkışın gerçek olması gerekir. Gerçek alkış insanı geliştirir, yönlendirir, yüceltir, büyütür. Gerçek olmayan alkış ise insanı insanlığından uzaklaştırır. Tarih boyunca zalim diktatörler, etrafı asıp kesenler, dediğim dedik diyenler, kendini en büyük görenler, kuruntusundan geçilmeyenler hep yalancı alkışlarla ortaya çıkmışlardır. İnsanlar övülme ve alkış duyma beklentisi içinde olduklarından doğru mu, yanlış mı diye test etmeye gerek bile görmeden duydukları her alkışa inanır, gerçek zannederler. İnsanların bu zaafını kullananlar, yalancı alkışlarla geçinenler vardır. Yalancı alkışçılara dalkavuk denilir. Etraflarında dalkavuk türetenler gerçeklere gözlerini kapatırlar. Dalkavukların sahte alkışlarıyla kendilerini bir şey oldum zannederler. Temelleri boş olduğu için şefkat yerine horlama, merhamet yerine zulüm, gerçek yerine yalan, tevazu yerine megalomani, cömertlik yerine hasislik yaşamlarına egemen olur. Etrafınızı dalkavuklar saracak kadar bir yerlere ulaştıysanız, çok dikkatli olmalısınız; önünüzde iki seçenek vardır: Ya dalkavukları çevrenizden kovacak, gerçekler içinde büyüdükçe büyüyeceksiniz veya yalanlar, dolanlar, sahte alkışlar içinde küçüldükçe küçüleceksiniz.

YORUM EKLE