Çarpıcı Sonlarıyla Zihinlere Kazınan 6 Film

İzleyiciye beklediğini vermeyen, cevapsız bıraktığı sorularla akıllarda yer eden o filmler

Çarpıcı Sonlarıyla Zihinlere Kazınan 6 Film

Sinema dünyasında çarpıcı sonlarıyla beyin fırtınası yapmaya, üzerinde saatlerce düşünmeye sevk eden filmler, film izlemenin verdiği keyfin yanı sıra sinema kültürünü de lezzetli hale getiriyor. Yönetmenlerin cevapsız bıraktığı soruları tamamlamak için izleyiciler tarafından çeşitli teorilerin bulunduğu belgesellerle karşılaşmak bile mümkün. İşte akıl almaz sonlarıyla, seyirciye beklediği cevabı vermeyen filmlerden 6 tanesi;

ENEMY (2013)

Denis Villeneuve’ün Sicario, Arrival ve Blade Runner 2049 gibi daha büyük ölçekli yapımların arefesinde çektiği Enemy, işi ve evi arasında geçen hayatının rutininden bunalmış bir adama odaklanan, psikolojik yönü ağır basan bir gizem filmi. Bir gün izlediği filmde, kendine tıpatıp benzeyen bir oyuncu olduğunu fark eden karakter, bu kişiyi bulmak konusunda bir saplantıya düşüyor.  Enemy finaliyle, son yılların anlamlandırılması en zorlu filmleri arasında gösterilebilir.

MULHOLLAND DR. (2001)

David Lynch'in Oscar adaylığı aldığı Mulholland Dr., oyuncu olma hayaliyle Hollywood’a gelen genç bir kadının, sektörün gerçekleriyle yüzleşmesini anlatıyor. Yönetmenin kurduğu dünyada gerçekler ve bilinçaltı öylesine yoğun bir şekilde birbirine karışıyor ki, seyirci kendini neredeyse içinden çıkılamayacak bir sarmalın içinde buluyor. 

AMERICAN PSYCHO (2000)

American Psycho, Christian Bale’in müthiş oyunculuğuyla derinleşen Patrick Bateman karakterini merkeze alarak içinde yaşadığımız çağa dair sorgulamaların yer aldığı bir eser. Bateman, yakışıklı, zengin, başarılı ve istediği her şeyi elde edebilme gücüne sahip olsa da, her türden zevkleri olan bir sadisttir. Bu karakter çatısına bir de koyu bir mizah eklenmesiyle güçlenen film, modern dünyanın tüketim çılgınlığıyla, başarı hırsıyla, dejenere olmuş yapısıyla alabildiğine kanlı bir şekilde dalgasını geçiyor. Finale gelindiğinde ise, şiddet dolu eğilimlerinin kölesi olmuş durumdaki Bateman’la birlikte seyircinin kafasında koca bir soru işareti beliriyor:

BARTON FINK (1991)

Coen Kardeşler’in yönetmenliğinde, John Turturro tarafından canlandırılan, filme ismini veren karakter, aslen çok yüksek potansiyel taşısa da dönemin kâr amacı güden şirketleri tarafından bir gişe filmi yazmaya zorlanan bir senarist. Stüdyo sisteminin üzerinde büyük bir baskı yarattığı bu süreçte Fink, kendini kapana kısılmış bir fare gibi hissederken, kaldığı otel de gerçeküstü hayallerin mekânına dönüşüyor. Yükselişte olan bir kariyerin ticari kaygılarla yok oluşa sürüklenişi film boyunca karanlık, sarı ve kahverengi tonların baskın olduğu bir görsel dille anlatılıyor. Lakin film, bu atmosferin tamamen dışında birçok farklı anlamı birkaç dakikaya sıkıştıran çok şık bir rüya sekansıyla sona eriyor.

THE SHINING (1980)

Her ne kadar uyarlandığı romanın yazarı Stephen King’i memnun kalmasa da Stanley Kubrick imzalı The Shining, sinema tarihinin en güçlü psikolojik korku filmlerden biri. Filmin merkezinde olağanüstü performansıyla Jack Nicholson'ın hayat verdiği Jack Torrance karakteri yer alıyor. Bir yazar olan Jack, eşi ve oğluyla beraber bir kış boyunca izbe bir otelle ilgilenme görevini üstlenir. Yazma tutkusunu açığa çıkaracağına inandığı bu mekanda durum beklediği gibi olmaz ve Torrance'ın psikolojisi zaman geçtikçe bozulmaya başlar. Bunun sonucunda ise hem bir baba figürü olarak hem de kendisi adına tehdit oluşturmaya başlar. Yarattığı psikolojik gerilim atmosferiyle kült filmler listesinde yer alan The Shining'in finali ise son derece kafa karıştırıcı. Sonuna dair bir sürü teori olmasının haricinde, izleyiciler tarafından düşünce ve teorilerin bulunduğu belgesel bile hazırlanmış. Zira filmin sonunda Torranca karakterini, olayların geçtiği tarihten 60 yıl önce çekilmiş bir fotoğrafta bahsi geçen otelin bir sakini/müdürü olarak görüyoruz. 

SOLARIS (1971)

Andrei Tarkovsky’nin şiirsel sinemasını bilim kurguyla harmanladığı Stanislaw Lem uyarlaması Solaris, bir uzay istasyonunda çalışan ekibin yaşadığı ruhsal ve duygusal çöküşün nedenlerini araştırmak adına oraya gönderilen bir psikoloğu takip eder. Fakat, uzay istasyonuna ulaşmasından bir süre sonra bu psikoloğun durumu da, oraya daha önce giden ekibin üyelerinden çok farklı olmuyor. İstasyonun yakınında bulunan Solaris gezegeninin bireylerin düşüncelerini materyalize etme özelliğine sahip olduğunun keşfedilmesiyle film, insanın doğasına ve korkularına dair çok güçlü sorgulamalara dair birçok kapı aralıyor. Hayal ve gerçeklik arasında gidip gelen Solaris, finaliyle birlikte birden fazla kez izlenmeyi kesinlikle hak eden, bilimkurgunun felsefeyle kesiştiği noktada parlayan bir cevher.

Güncelleme Tarihi: 27 Mayıs 2019, 14:35
Esmanur Tuna


İletişim Hesapları
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER