Yol

Liseden bir arkadaşımız vardı. Okuyabilecek olanakları olduğu halde bizlerle birlikte üniversiteye gelmemiş, baba mesleği olan lokantacılığa devam kararı almıştı. Nedenini sorduğumuzda “Benim okumakla kaybedecek zamanım yok. Baba işini büyüteceğim, yeni lokantalar açacağım ve 30 yaşına varmadan zengin olacağım” diyordu. Babasının şöhreti büyük, fakat lokantası küçüktü. Çevredeki önemli işadamlarının tümü ona gelir ve yemeklerinin lezzetinden takdirle söz ederlerdi. Dükkânda bulunan yirmiye yakın masa yemek saatlerinde hep dolu olurdu. Bizim arkadaşımız ise, işe babasını eleştirmekle başladı. “Babam sıfırdan başlayıp çırak, kalfa, usta sonra da dükkân sahibi olmuş ama ticareti pek öğrenememiş. Malzemeleri yüksek fiyatla alıyor, az kâr ediyor. Cesaret edip dükkânı büyütemiyor” diyordu. İşe başladıktan 6 ay sonra kendi lokantalarının karşısında yeni yapılan bir işhanının zemin katını kiraladı. Ailenin tüm birikimlerini harcayarak dekore etti. Hatta bir miktar da piyasaya borçlandı. 50-60 masalık şık bir lokanta açtı. Açılışının ilk gününden itibaren yeni lokanta büyük ilgi görmüştü. Lokantayla ilgili alım, satım, yönetim, her şey arkadaşımızda idi. O günlerde işlerin nasıl olduğunu sorduğumda “İşler iyi, babamın alışveriş yaptığı tüm toptancıları değiştirdim. Malzemeleri yüzde 25-30 daha ucuza alıyorum. Fakat babamla bir türlü geçinemiyoruz. Benim aldığım malzemeleri beğenmiyor. ‘Bunlar ucuz ama bizim lezzetimizi bozacak’ diyor. O 40 yıl lokantacılık yapmış hâlâ zengin olamamış. Ben onun kadar bekleyemem. Malzemelerin en ucuzunu bulmalı çok kazanmalıyım” diye cevap verdi.

Yeni lokantanın açılışından 5-6 ay sonra müşterilerde büyük azalma olmuştu. Ödemelerde gecikme olunca alacaklılar sıkıştırmaya başlamış. İşlerin kötüye gittiğini gören baba kahrından hastalanmıştı. Kötü giden işlerin üstüne babanın tedavi masrafları da eklenince dükkânı devretmek zorunda kaldılar. Fakat elde edilen para borçları karşılamaya yetmiyordu. Faruk maliyetleri düşürüp daha çok kazanmak isterken kaliteyi bozup iflas etmişti. Bir süre ortadan kayboldu. Alacaklılardan kaçıyordu. Babası ise iflastan kısa bir süre sonra öldü. Aradan iki yıl geçmişti Faruk’la karşılaştım. Lüks bir araba kullanıyordu. “O köhne işte boşuna zaman geçirmişim. Şimdi zenginlik yolunu buldum” dedi. Hayretle ne iş yaptığını sordum. İlaç işiyle uğraştığını söyledi. Piyasada tutulan bir kaç ilacın sahtelerini yapan bir kimyagerle birlikte çalışıyormuş. “Çok tehlikeli bir iş yapıyorsun” dedim. “Bilirsin zengin bir dayım vardı. O, ‘Hedefe ulaşmak için her yol mübahtır’ diye bize nasihat verirdi. Bu nasihate uyuyorum, yola bakmıyor, hedefe odaklanıyorum. Zengin olunca bu tür işleri bırakırım” dedi.

Bu “mübah yol” deyimini yaşamımız boyunca birçok kez duymuşuzdur. Bu çok kötü ve yanıltıcı bir deyimdir. Eğer yanlış yolda yürüyerek bir hedefe ulaşmışsanız, ulaştığınız nokta ne olursa olsun orada huzuru bulamaz, başarının sevincini yaşayamazsınız. Çünkü yanlış yollar sizi doğru sonuçlara ulaştırmaz. Hedefe varan yolda yürürken insanları incitmiş, kandırmış, yanlış işler yapmış veya suç işlemişseniz, içinizde daima bu yaptıklarınızın korkusunu ve huzursuzluğunu yaşarsınız. Eğer siz kazanırken başkaları kaybetmişse siz kazandıklarınızda hayır ve bereket bulamazsınız.

İlimde, fende, ticarette, sanayide, sosyal yaşamda ve aile ilişkilerinde yolunuz sevgi, saygı ve şefkat dolu olmalıdır. Aksi takdirde bilimi insanlığa zarar verecek işlerde kullanırsınız. Örneğin çiftçiyseniz daha fazla ürün almak için aşırı gübre ve hormon kullanır, kansere neden olacak ürünler yetiştirirsiniz. Kimyacıysanız ilk bakışta parlak duran sonra solan veya sağlığa zarar veren boyalar üretirsiniz. Para için yanlış işler, yanlış ameliyatlar, yanlış üretimler, yanlış hesaplar yaparsınız. Aile içinde de yanlış ilişkiler kurarsınız. Para için evlenir, eşinize ve çocuklarınıza karşı hasis davranır, aile ilişkilerinize esirgemezlik yerine tasarruf adı altında parayı egemen yaparsınız.

Eğer yolunuza sevgi, saygı ve şefkat rehberlik yapıyorsa, hedefe ulaşmak için yürürken yolunuz aydınlık olur. Yolda iyi insanlara rastlarsınız, iyi ilişkiler kurarsınız. Yol üstünde karşılaşacağınız her insan sizin için en az ulaşacağınız hedef kadar önemli ve yararlı olabilir. Üretmek, öğretmek, keşfetmek, yeni hedefler yolunda yürümek çok keyifli bir iştir. Bu keyfi yaşayabilmek için, içinizde yürüdüğünüz yolla ilgili korku, endişe, tereddüt bulunmamalıdır. Eğer hedefe vardığınızda kendinizle barış içinde değilseniz, huzur bulamıyor ve dalgalanmalar yaşıyorsanız ne kadar kazanırsanız, kazanınız başarının sevincini, sevginin güzelliğini, saygının büyüklüğünü sizce başarılı görülen yaşamınıza katamazsınız.

Yolunuz ne kadar temiz ve dürüst ise ulaşacağınız hedef o kadar aydınlık ve berrak olur. Yürüdüğünüz yolda sevgi, şefkat, merhamet yoksa kazandığınız her şey sizi huzurdan biraz daha uzaklaştırır, yolunuzu karartır, içinizi korkularla doldurur.   

YORUM EKLE
YORUMLAR
Süheyla Aray
Süheyla Aray - 1 yıl Önce

Gözü tok olmak her zaman iyidir.